Son yıllarda ülkemizde çok daha kaliteli ve çeşitte şarap üretiminin gerçekleşiyor oluşu, bu konuda değişik yazılara da ilham kaynağı olmakta. Bloomberg de yayınlanan bir yazı da bunlardan biri. Şarap konusunda satış, pazarlama ve gastronomide tüketimi konularında fikri olan yerli yabancı birkaç uzmanın da görüşlerinin olduğu bu yazıyı Türkçe çevirisiyle sitemde yayınlamak istedim. Bizim şarapçılığımıza bazı konularda bizden daha fazla kafa yorulup önemseniyor olmasını görmek içimizi burksa da şu an için yapabilecek çok fazla bir şey görünmüyor. Bu günlerde sanırım yapılabilecek en gerçekçi şey, dayanmaya çalışıp bu sektörün ayakta kalışına yardımcı olabilmek. Şarapçılığımıza dair geçmişten günümüze güzel bir derleme olmuş, diyerek yazıyla baş başa bırakayım… 

İncil’in dediği gibi, Nuh, gemisi günümüz Türkiye’nin uzak doğusunda Ararat Dağı’na indiğinde şarap yapımına öncülük etti. Terkedildikten sonra, bir bağ kurduğu söylenir.

    Bölgenin zengin önolojik tarihine rağmen, II. Mehmed’in 1453’deki Konstantinopolis’i ele geçirmesi sonrasındaki yönetim tercihleri alkole mesafeli bir  millet yarattı, ancak bazı Ortodoks Hıristiyanlar asmayı ayakta tutmayı başardılar. 

    Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Mustafa Kemal Atatürk laik bir ülke kurdu ve ülkenin ilk ticari şaraphanesini açarak bağcılığı teşvik etmeyi seçti. 1930’larda asma yetiştirme kampanyası bile başlattı. Bugün, Türkiye, lezzetli üzüm çeşitleri için elverişli topraklara sahip olup, dünyanın beşinci en büyük bağ alanına sahiptir. Ayrıca üzüm üretiminde dünya genelinde altıncı sırada yer alıyor. Ancak Şarapçılık endüstrisine göre şarap üretiminde, Beyaz Rusya, Küba ve Hindistan’ın hemen önünde 45’inci sırada yer alıyor. 

    Son yıllarda, Türk şarap üreticileri için işler daha da kötüleşti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2013 yılında “bir ulusun gençliğinin kötü alışkanlıklardan korunması gerektiğini” ve özellikle içki alışkanlığından korunulması düşüncesiyle , yerli alkol pazarlamacılığına ve tanıtımına yönelik sert kısıtlamalar getirdi. Ayrıca istikrarsızlık ve Suriye’deki savaş, büyük bir şarap satış kaynağı olan dış turizmi de olumsuz yönde etkileyerek şarap satışlarını olumsuz yönde etkiledi.

    Ancak, Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik gerçeklikler sebebiyle Türk Lirasındaki aşırı değer kaybı bir ölçüde şarap üreticileri için umut kaynağı olabilir. Bazı şarap uzmanları, geçen yıla göre para biriminin ABD dolarına karşı neredeyse yüzde 40’lık bir düşüş yaşadığını ve nihayet Türk şarabını ihracatı uygun bir seçenek haline getirdiğini belirtti. Şu anda, Türkiye’nin toplam şarap ihracatı mütevazı – yılda yaklaşık 10 milyon dolar (Fransa için 10 milyar dolar) düzeyindedir. 

    Geçmişte, özellikle de marka bilinmezliği nedeniyle yurt dışına şarap satışlarında güçlükler yaşanmıştır. Ancak şarap ihracatı için pazar geliştirmeye odaklanan bir kuruluş olan Türkiye Şarap Üreticileri , bunun üzerinde çalışıyor ve bu durumu değiştirmeye çabalıyorlar. 

    Özellikle, bu tanıtım grubu, çoğunlukla Ankara bölgesinde yetişen ve Pinot  Noir ile benzer özelliklere sahip, orta gövdeli, meyvemsi bir kırmızı üzüm olan Kalecik Karası, Elazığ’da yetişen sulu siyah bir üzüm türü olan Öküzgözü (“bullseye” anlamına gelir); ve Diyarbakır’dan bir tanik kırmızı olan Boğazkere (Türkçede “boğaz yakıcı” anlamına gelir) üzümlerinin tanıtımına önem vermektedir.

    İstanbul’daki Oenotrian Wine Advisory Başkanı Turgut Tokgoz, “Temelde birçok üreticinin ihracat pazarlarına odaklanması – zararlarını telafi edebilmesi için yeni bir imkan kapısı sunuyor” dedi.

   Yılda bir milyon şişe kapasiteli Türkiye’nin önde gelen şarap üreticilerinden Vinkara’nın başkanı Ardıç Gürsel açıklamasında; Vinkara, 2013’teki pazarlama kısıtlamalarından bu yana yurtdışındaki satış payını üç kattan fazla artırdığını, 13.000 litreden 46.000 litreye çıkardığını söyledi. İngiltere, Almanya ve Avustralya, toplamgelirinin yüzde 20’sini sağlayan  Gursel’in en büyük ihracat pazarları konumundadır..

Türk şarap üreticileri küresel olarak ayak izlerini artırmaya çalışırken, aynı zamanda 120 ülkeye uçan Türk Hava Yolları da buna yardımcı oluyor. Kavaklıdere nin narinceüzümünden yapılmış şarapları ikram edilirken, Kapadokya bölgesinde yetişmiş üzümlerden de şarap üretiminde faydalanmaktadır. Ayrıca Business class yolcular için de yemek şarap eşleştirmeleri konusunda bilgiler veren programları izlemek de mümkün olmaktadır.

Birkaç tane yüksek profilli Türk şarabını da kavda bulunudrmanın bir zararı olmazxdiyen ünlü şef Jose Andres Waşhington daki Zaytinya restoranının ikincisini FriscoTexas da açtı. Buralarda bazı seçkin Türk şaraplarını bulmak mümkün olmakta.


    Fakat herkes o kadar iyimser değil. Türkiye’nin şarap üreticileri hala mücadele ediyor, bir şarap ustası ve lokantacı Jean-Georges Vongerichten’ın eski içecek müdürü olan Christy Canterbury ; mantarların ve etiket kağıdının avro ile maliyetinin artmasının sektörün işini daha da zorlaştırdığını ifade ediyor.

    “Şarap işletmeciliğ herkesin bildiği gibi yüksek yatırım tutarı ve düşük kar marjlarıyla bilinir. Üreticiler traktör ve üzümlerin sıkımında kullanılan pres maliyetleri gibi konular karşısında son derece sıkkın ve dertli durumdalar. Bir de ilave olarak satış rakamlarının düşüklüğü ve her şişeden alınan ek vergiler de eklendiğinde sıkıntı çok daha büyük olmakta. 

    Marmara Denizi’ndeki Avşa Adası’ndaki Büyük Şarap işletmesinin  ve üzüm bağları’nın kurucusu Alp Toruner, ihracat karının yurt içi satışlardan daha düşük düzeyde olduğunu söylüyor. Yıllık ürettiği 150.000 şişenin 10.000’ini ihraç ettiğini belirtiyor.. 2013 yılında  sattıkları miktar üç katına çıksa da, toplam üretiminin hala küçük bir kısmı olduğunu ve yurt dışına daha fazla satış yapmanın önemini anlatıyor.  

    Türk şarap uzmanları şişe başına ihracat kârı yüzde 30 ile yüzde 35 arasında iken , bu oran yurt içi satışlarında yüzde 35’in altına düştüğünü ifade ediyorlar. 

    Seyit Karagözoğlu, Kemalpaşa’da bulunan ve İstanbul’un yaklaşık 280 mil güneybatısında bulunan bir şaraphane olan Pasaeli’nin kurucusudur. Üreticilerin mallarını yurtdışına satmakta başka bir sorunla karşılaştıklarını söyledi: bunlardan biri de, Türk şarapları şato tipi Bordo ve Süper Tuscanlar gibi yüksek fiyat ile satışa sunulamıyor oluşları. 


    New York da yaşayan  Türk uyruklu bir şarap ithalatçısı Turquoise Life’ın başkanı olan Tunc Doker, Türk şarap üreticilerinin ekstra maliyet sıkıntısı yaşadıkları halde bu şarapların yurt dışında hala uygun fiyatlı olduğunu savunuyor. “Türk lirasındaki devalüasyon, üreticilere uygulanan yüksek alkol vergilerini aşağı yukarı telafi edecektir” diye görüşlerini paylaşıyor. 

    Türk şarabının küçük bir grup için bir seçim olmanın daha ötesine genişlemesi için, Canterbury,’’ ithalatçıların, Türk şaraplarını yalnızca Türk restoranlarına aktarmamasının kritik önem taşıdığını ayrıca da “Türk şaraplarının, tüm büyük şehirlerin en iyi restoranlarında satılması gerektiğini belirtiyor. 

    Andrés’in Think Food Group’un şarap direktörü Andy Myers’ın, Amerika’nın bu konu için iyi bir tercih olabileceğini söyledi. Myers, “ABD deki şarapseverlere Türk şaraplarının farklı, egzotik, eski çeşitleri de olduğunu ve kırmızıların özellikle ilginç olduğunu belirtiyor. “Sevilen, Turasan ve Diren şarap imalathaneleri beni en çok yönlendiren şarapları üretiyor. Biraz daha fazla meyve, alkol ve gövde ile uluslararası tarzlara doğru  meylediyorlar. 

    Yine bir başka örnek; Popüler Wine Industry Insight bülteninin yayıncısı LewisPerdue, Türk şaraplarının çılgınca geliştiğini damakta yüksek kaliteli Rhoneşaraplarını andıran kaliteli Türk şaraplarının tadını çıkardığını belirtiyor.

https://www.bloomberg.com/news/articles/2019-02-01/turkey-s-tough-times-could-be-good-news-for-its-wine-exports

Author

Write A Comment