Category

Genel

Category

Güzel bir Temmuz akşamında, Bursa Ramada otelinin konukseverliğinde Kırklareli ilinden bir üreticimizi ağırladık. Arcadianın  Lüleburgaz a bağlı Hamitabat köyü yakınlarındaki bağları Istranca dağlarının altında uzanan vadide yerleşik. Toplam 2000 dönümlük arazide armut ve lavanta parselleri de mevcut. Bu aromatik zenginliğin hikmetini de şarapları tadarken gayet güzel anlayabiliyorsunuz.

Arcadia firmasının temsilcisi Sabriye hanımın detaylı anlatımı ve katılımcı dostların yorumlarıyla güzel bir tadım akşamını geride bıraktık. İkisi beyaz biri roze üçü de kırmızı olmak üzere toplam altı Arcadia ürününü tatma şansımız oldu.

İlk sırada 2015 senesinden bir beyaz vardı. S. Blanc- S. Gris üzümlerinin birlikteliğinde canlı sarı yeşil renk harmonisi ve berraklığıyla da dikkati çeken şarap % 14.5 lik alkolüyle dikkat çekti. Bir beyaz için beklenenin üzerindeki alkol aromatik zenginlik ve hala canlılığını sürdüren asidite nedeniyle kesinlikle rahatsız edici değildi. Burunda narenciye ve armut aromaları damakta limon kavun tatlarıyla tam içim olgunluğuna gelmiş. Bir sene daha bu zirve ile yoluna devam edecek gibi duruyor. Fiyat kalitesiyle de akılda tutulmayı hak ediyor.

İkinci sırada yine bir beyaz vardı. S. Gris- Pinot Gris üzümlerinden şampanya üretiminde kullanılan tüm salkım yöntemiyle sıkılıp, üç ay tortusu üzerinde olgunlaştırılmış. Bu şarap da yine % 14.5 alkol derecesinde. 2018 yılının gençliği damağa da aynen yansımış Son derece canlı ve ferahlatıcı bir beyaz olmuş. Fıçı görmemesine rağmen vanilya ve fındık aromalarını da alabildiğiniz bu şarap akılda kalmayı hak ediyor. Bir sene sonra muhtemelen içim olgunluğunun zirvesine ulaşacaktır.

Üçüncü sırada gecenin tek rozesini içtik. % 14.6 alkol dereceli, % 75 Merlot ve % 25 Sangiovese üzümleri kullanılmış. 2017 yılının olgunluğunu hissettiren şarap bakır tonlarını barındıran rengiyle dikkat çekiyor. Çilek, erik, vişne notaları belirgin. Orta bitimi olan ama bence mutlaka iyice serinletilerek tadılması gereken bu güçlü roze, soslu somon yemekleriyle dahi eşleştirilebilecek yoğunluktaydı.

Dördüncü tadım, gecenin de ilk kırmızısı bir Merlot. % 14 alkol dereceli ve asit, ve tanen yoğunluğuyla Kırklareli bölgesinden geldiğini hemen hissettirdi. 2016 yılının ürünü olmasına rağmen bence hala içimi için çok erken. Kadife eldiven demir yumruk benzetmesini hak eden, rengiyle adeta kadehi boyayan bu güçlü şarap mutlaka en az iki sene bekletilip yıllar içinde gelişimi izlenmeli. Varietel olarak işlenmesi riskli üzümlerden olmasına rağmen Arcadia bu ürünüyle bir baş yapıtın temellerini atmış. Fiyat kalite performansı ile de mutlaka tercih ve tavsiye edilmeli.

Beşinci sırada Odrysia blend 2016 vardı. % 50 C. Franc- % 45 Merlot ve % 5 C. Sauvignon üzümlerinden derlenmiş. % 14 alkol derecesi, tanen ve asitle gerçekten mükemmel dengeyi kurmuş. Son derece zengin aroma ve tatlara sahip. Bir yıl yeni ve eski fıçılarda diğnlenip, sonrasında gene şişede dinlendirilip tüketime sunulmuş. Fiyat kalite performansı ile dosta tavsiye edilip güzel soslu baharatlı yemeklerle tadı çıkarılmalı.

Gecenin son tadımında bir as solisti ağırladık. 2013 Blend A, % 80 C. Sauvignon- % 20 Merlot üzümlerinden yapılmış % 15 alkol dereceli bir baş yapıt ortaya çıkmış. İçim olgunluğunun zirvesindeki şarapta çatı son derece yukarıda dengede duruyor. İpeksi yapısı ve uzun bitimiyle .ok özel bir kupajı tatma şansını bulduk. Fiyatının karşılığını fazlasıyla veren bu şarap özel akşamların ve dostların şarabı. Üreticiye bu kalitedeki bir çalışma için teşekkür edilmesi gerek.

Şarabı nadiren içen birisi için taşıdığı anlamla yıllardır içen ve az çok fikri olan biri için taşıdığı anlam farklı olsa da şişe tasarımı ve etiket her zaman önemlidir. Hatta öyle ki bazı firmaları etiket tasarımları nedeniyle sıra sıra raflarda onlarca şarabın arasından fark edilir kılıyor. Etiket konusunda bazı bilgi ve düşünceleri derlerken gözüme Nuri Şimşek in 15 Aralık 2016 tarihinde yayınlanan yazısı çarptı. Gerçekten açıklayıcı ve ilgilenenler için de son derece akıcı ve anlaşılır bir yazı olmuş.

   Yazıda kullanılan görsel  ise şarap tadım ustalarından Mehmet Yalçın ın Güney Afrika şarapları tadımında dikkatini çeken fikir veren ve  ilginç bulduğu bir etiket. Etiket in bir kısmında şarabın olgunlaşma süreci ve ideal tadım yıllarını gösteren  grafik oluşu ayrıca takdire değer. Hatta bizdeki bazı üreticilerin yıllara meydan okuyan şarapları için kullanabilir olduğunu belirtmiş Mehmet Yalçın.

    Nuri Şimşek in yazısından çarpıcı bir bölüm ve ilgilenenler için yazının tamamı için de linki paylaşmak istiyorum.

Şarap seçimi kendi içinde farklı dinamikler barındıran bir iştir. Mesela daha önce hiç karşılaşmadığımız, içmediğiniz bir şarap gördüğümüzü düşünelim. O şaraba dair size ilk aktarımlar etiketinden gelecektir. Şarap nereden geliyor, hangi yıla ait, hangi üzümlerden yapılmış, hangi kontrol sistemlerine tabi tutulmuş gibi şeyleri etiketlerden öğreniyoruz. Kafamızda içmek istediğimiz şeyleri belirlediysek ona göre bir şey bulup alıyoruz. Bazen de rafları tararken bazı şaraplar sahip oldukları özellikler dışında; sadece etiketleriyle de dikkat çekip, tüketiciyi yakalayabiliyorlar. Etiketlerinde mizah, sanat, estetik olan şaraplar kişisel olarak beni mutlu ediyorlar. Evet şarap değerlendirmesinde çok da önemli değil aslında etiketteki resim veya yazı. Müthiş yaratıcı etiketli bir şişeden çok vasat şarap çıkabileceği gibi çok sade bir etiketten müthiş şaraplar da çıkıyor, biliyoruz. Yine de etiketlerin hem görsel hem de pazarlama anlamında oldukça belirleyici olduğuna inanıyorum ben.

https://nurisimsek.com/2016/12/2015/sarap-etiketleri-ve-onemi

Bursa daki Ramada oteli Çekirge şubesinin ev sahipliğinde Güzel bir Nisan akşamında Barel şarapçılığı konuk ettik. Markanın sahibi Barkın bey ve şarap yapımı sorumlusu Cihan bey in anlatımlarında firmanın son rekoltelerinden altı şarabı tadıp yorumlama şansımız oldu. Şaraplara tek tek geçmeden önce belirtmek istediğim başlıca ayrıntı fiyat kalite performansında son derece yüksek oluşu. Zaman zaman ”tüketici dostu,, dostu terimini duymayanımız yoktur. Barel markası bu kavramla gerçekten özdeşleşmiş gibi.

Bağların yaş ortalaması çok eski olmamakla birlikte on dokuz yıllık parselin de mevcut olduğunu ve bir ürünün bu parselden elde edildiğini de belirtmek isterim.

İlk sırada bir pembe şarap Barel roze C. Sauvignon – Syrah vardı. Bu şarapta karışım oranı % 90 C.S. % 10 Syrah olup, syrah renk vermesi amacıyla altı saat kabuğuyla beklerken C. S. sıkım sonrası derhal ayrılmış. Fıçısız örneklerinden biri Barel firmasının. Fıçı görmemiş olup , % 13 alkol oranına sahip şarabın rengi ise çok özel bir fark yaratıyor. Bakır renginin kristalize tonları gerçekten göz alıcı. Bilmeyen birinin yarı tatlı olarak düşünebileceği kadar meyvemsi ve tatlımsı bir damağı olan şarap Amasya elması ve çileğin harmanından oluşmuş gibi. Tam bu günler için yaz sonuna kadar keyifle yudumlanacak çok başarılı bir örnek.

İkinci sırada tadımını yaptığımız ürün bir varietel olup Merlot şarabı kullanılmış. 2017 yılı olan üretimde alkol % 13,5 düzeyinde olup altı ay medium toasted sıfır olmayan meşe fıçıda eskitilmiş. Rengi parlak canlı bir koyu yakut olup asit alkol ve tanen dengesinde başarılıydı. Asit belirgin olup yıllanma potansiyeli açısından da kesinlikle ümit vaat ediyor. Çok klasik bir merlot bekleyenleri şaşırtacak derecede gövdeli bir terruar Merlot’ u ile karşı karşıya kaldık. İçimi şu an için erken görünmekle birlikte deneyimlemekte yarar var. Alınıp beş yıl rahat rahat eskitilip gelişmesine şahit edilecek güzel bir örnek.

Üçüncü tadım şarabı is firmanın Syrah üzümünden yaptığı bir üründü. % 13,5 alkollu olan bu şarap da benzer meşe süre ve çeşidiyle eskitilip şişelenmiş. Rengi gerçekten cazip ve içmek için harika bir damağa ulaştığını ilk yudumdan itibaren hissettiriyor. Belirgin karabiber notası kahve çekirdeğinin acımsılığıyla çok zarif bir harman oluşturmuş. Güzel bir Syrah örneği olarak kesinlikle önerilir.

Dördüncü sırada ise firmanın Gunn etiketiyle şişeleyip Gün olarak söylediği şarabı tattık. İsim bu parselin gün doğumunda ışıkları ilk alan parsel oluşundan geliyor. Bu haliyle aynı zamanda da hikayesi olan bir örnek. 2017 rekoltesi olan ve yarı yarıya oranlanmış C. S. ve Syrah üzümlerinden oluşmuş bu kupaj altı ay meşede saklanıp dinlenmiş sonra şişeye girmiş. Firmanın belki de en bilinen şişesi. İçimi son derece keyifli ve içim olgunluğuna ulaşmış. Damakta zengin ve orta üst bir bitişle tadılmayı hak ediyor.

Beşinci sırada tadımı yapılan şarap firmanın orta üst segmentte ürettiği bir örnek. Lima serisi olarak adlandırılan bu serinin C. Sauvignon varieteli kesinlikle çok güzel bir netice vermiş. % 14 alkol oranı olan asidi ve taneniyle de dengeli bu şarap sekiz ay kadar birinci ve ikinci el meşe fıçılarda dinlenmiş. Meşenin yuvarlaklaştırdığı bir lezzet harmanını sunması anlamında gövdeli, orta üst bitimi ve bir yudum daha alma isteğiyle akılda kalan bir örnekti.

Son sırada ise firmanın baş pehlivan olarak masalara sürdüğü Rezerv 2017 Cabernet Sauvignon % 15 alkol içeren içimi henüz erken gözdeli güçlü zarif bir örnek. On beş ay Fransız meşede dinlendikten sonra şişelenmiş. Yoğun kırmızı meyvelere fıçıdan gelen füme notalar eklenmeye başlamış Önümüzdeki senelerde bukelerin de gelişmesiyle üst segmentte harika bir kazanım olarak akıllarda kalacak. Karafa alıp en az bir saat havalandırdıktan sonra keyifle yudumlanacak bir şarap olmuş.

Tüm ürünler firmanın sabırlı çalışmasının ve Jan Luc Colin in danışmanlığının ortak bir eseri olarak karşımıza çıktı. Bu üretim ve fiyatlama prensibinin devamı halinde piyasada her geçen gün daha fazla akıllarda kalacağına kuşku duymadığım üreticinin Tekirdağ daki bağlarında konaklama ve yemek eşliğinde tadım da mümkün olacak.

Geceye katılıp anlatım ve paylaşımlarıyla adeta masal gibi bir tadım ortamı yaratan İlhan Olam ve Tekirdağ dan bizleri kırmayıp gelen Barkın ve Cihan beylere teşekkür ederiz.

Bursa Köşebaşı restaurantının ev sahipliğinde Vinkara şaraplarının tadımında buluştuk. Şaraptar tadım grubunun ricasını kırmayan kıymetli firma temsilcisi dostlarımız Kemal Şafak ve Serkan Uslu nun anlatımları eşliğinde tadım yaparken Köşebaşı nın gerçekten leziz yemekleri bizlere eşlik etti.

Vinkara şaraplarının firma ismi BAK şarapçılık. Oğuz ve Münevver Gürsel in çocukları olan Bike, Ardıç ve Kağan ın isimlerinden esinlenilmiş, Vinkara ise marka olarak tercih edilmiş. Hikaye 1960 lı yıllara dayanıyor. Oğuz bey in Kalecik te aldığı araziyi yıllar sonra şarap üretimi için; neden olmasın? düşüncesi ile bağ dikmesi ile fitil ateşleniyor. Önceleri Kalecik Karası sonrasında da, Narince ,Öküzgözü, Boğazkere, C. Sauvignon, Merlot, Syrah ile yelpaze genişliyor. Yaşasın ismiyle de son yılların en lezzetli köpüklü şaraplarından birine de imza atılıyor.

Akşamki tadımımızda firmanın beş ürününü değerlendirme şansı bulduk. Gecenin ilki Mahzen serinden bir Narince idi. Narince üzümünden yapılan şarap 2017 yılı olup 14 ay gibi uzun bir süre meşede dinlendirilmişti. Meşenin kesinlikle yormayıp yuvarlaklaştırdığı ve kremamsı bir tat verdiği Narince gayet diri, asiditesi ve alkolu son derece dengeli uzun sayılacak bir bitişe sahip türünün bence en iyi örneklerindendi.

İkinci şarabımız 2016 yılının Kalecik Karası olup meşe görmemiş bir çalışma. Opak yakut renginde alkol asit ve tanen dengesi başarılı dengeli bir çalışma. Bitimi orta olup kırmızı meyveleri hissedebildiğimiz bu şarap somon ile dahi eşleşebilen hafif zarif bir lezzet olarak akıllarda kaldı.

Üçüncü şarabımız ise mahzen serisinden Kalecik Karası 2016 idi. Bu şarap ta gene 14 ay meşede kalmış olup açık yakut renginde ve meyvemsi aromalara sahipti. Tadımda dikkatimizi çeken meşenin bir miktar ön planda kalması oldu. Bu naif üzümün fıçıda sanki daha az bekletilmeye ihtiyacı olduğu düşüncesinde mutabık kaldık.

Dördüncü tadım şarabımız ise bir kupajdı. Öküzgözü ve Boğazkere üzümlerinden oluşan şarabımız tankta bekletildikten sonra şişelenmiş. Diri, asit alkol ve tanen dengesi iyi kurulmuş orta bitişli ve içimi son derece keyif veren bir şarap. Kırmızı meyveleri seçerek fark edebildiğimiz bu güzel şarap akıllarda kaldı. Fşyat kalite performansı olarak da kesinlikle önerilir.

Son şarabımız gecenin de assolisti olan 2014 Boğazkere idi. Bu şarap otuz ay gibi uzun bir süre Fransız meşe fıçıda beklemesine rağmen en küçük bir yorgunluk göstermeyen, çok güzel yuvarlanmış, pürüzsüz orta üst bitimdeydi. Bir yudum daha alma hissini yaşatan parlak yakut rengiyle de herkesin beğenisini kazandı. Siyah kiraz, vanilya, bal, tütün aromalarını gövdesinde toplamış bu baş pehlivan ile her türlü baharatlı soslu kırmızı et yemekleri ve ızgaralar mükemmel uyum sağlar.

Güzel tadım akşamı için dostlarımız Kemal ve Serkan a çok teşekkür ederek benzer Vinkara akşamları için vedalaştık.

Akhisar da üretim yapan şarap üreticisinin kendi bağlarında yetiştirdiği C. Sauvignon- Merlot- Syrah üzümlerinden yaptığı % 13,9 alkollü güzel bir kupaj şarap.

Şişeyi açarken altı yıllık bir şarabı açtığımı unutmadan mantarın hasar görmemesine  mümkün mertebe dikkat ediyorum. Şarap mantarda yürümeye başlamış. Hafif rutubet kokusu gelmekte. Endişe ile şişenin içini kokluyorum TCA konusunda emareler var ancak çok detayda.

Renk kiremit röflelerin çok hakimiyetinde değil. Renk yakut  ve hala berrak. Yılına göre yorgunluk işareti vermiyor. Burun altı yaşa rağmen meyvemsiliğini korumuş. Kırmızı meyvelere eşlik eden karanfil hafif tatlı notalar geliyor. Alkole yaslanmamış hala fenolik dokusunun varlığı güzel. Orta damakta reçelimsi lezzetler tütün ve bal harmanı mevcut. Bitimi orta düzeyde, içimi son derece keyifli kolay bir şarap olmuş. Metro gros marketlerde aynı yıl şişeleri satışta. Merak edip bir hafta sonra bir başka şişeyi mantar kontrolü için açtığımda tablo aynı. Ellerinde Kastro Tireli , 2013 Peri bulunanların artık bekletmeden açıp keyifle yudumlamalarını öneriyorum. Fşyat kalite performansından kesinlikle memnun kalacaklardır.

Şarapla ilgili kavramlar içinde biri var ki herkesin bir yerlerden duyduğu ve neredeyse tüm şaraplar için doğru kabul ettiği bir kavramdır. Eski şarap iyidir!. Yıllanmış şarabın daha iyi şarap olması o kadar doğaldır ki sofra şarapları bile evlerde bu hayalle geleceğe yatırılır, hatta bazen yatırılmaz bir büfenin üzerinde üstelik güneş gören bir pencere kenarında bekler de bekler. Sonra da günü gelip açıldığında yüzlerimizdeki ifade her zaman hayret ve şaşkınlık dolu bakışlar olur.

Öncelikle şarabın yıllanması ne anlama geliyor ona bakalım. Yıllanmak demek şarabın bir miktar okside olması ve buna rağmen daha da lezzetli hale gelmesi; yani meyvemsi özelliğini koruması, tanenlerinin yumuşaması, dengeli ve kompleks bir yapıda olması demektir. Şarap dünyasında sirkeleşmeden uzun yıllar şişede korunan şaraplara yıllanmış şarap denmiyor. Bu anlamda dünyada üretilen şarapların %5’inden fazlası yıllanabilme özelliğine sahip değil.

Hayal Kahvesi ev sahipliğinde artık piyasada bulunmayan ama sağlıklı koşullarda saklandığını düşündüğümüz şaraplardan bir tadım gerçekleştirdik.

Farkli terroir farkli yillar

Cabernet Sauvignon .örnekleri karşılaştırması

Doluca Sarafin 2011

Doluca Kirte 2013

Yedi yaşındaki bordo blend Trakya örnekleri karşılaştırması

Şahsına münhasır 2012

Kalpak şarapçılık Kalpak 2012

Syrah agirlikli syrah – C.S.- Merlot kupajlari 10 yaş üstü  karşılaştırması

Corvus Corpus 2009

LA şarapçılık Consensus 2006

Bazı şaraplarımızın hala son derece canlı, içilebilir ve gelecek birkaç sene içinde de içilebilir olduğunu müşahade etmek gurubumuz için sevindirici oldu. On sekiz senelik bir Sarafin C. Sauvignon un rengini, dokusunu koruyup bukeleriyle içilebiliyor olması, on üç senelik bir Corpus için gelecek beş yıl daha rahatlıkla bu potansiyelini devam ettirir inancını taşıyor olmak, Trakya dan iki harika Bordo kupajını üreticilerimizin hayata geçirmiş olması ülke şarapçılığımız adına hepimizi çok sevindirip gelecek adına ümitlerimizi arttırdı.

Emeği geçen İlhan Olam, Rutkay Kaptan ve tüm Hayal Kahvesi Bursa ekibine çok teşekkür ediyorum.

Kastro Tireli Alkaia 2013 : Syrah ve Mourvedre üzümlerinin bir araya geldiği ender kupaj şaraplarımızdan belki de bu birliktelik anlamında ülkemizin tek örneği. % 14.9 Alkol düzeyi olan bu şarabı anlatmadan önce az bilinen Mourvedre üzümü için de birkaç satır yazmakta yarar var.

Mourvedre, dünya’nın birçok bölgesinde yetişen yaygın bir üzüm türüdür. Şarap endüstrisinde en iyi örnekleri Avustralya’nın güneyi, Fransa Rhone Vadisi, Provence, Bandol, İspanya’nın Alicante, Jumilla, ABD’nin California bölgelerinden gelir.

Yüksek tanenli yapısı yüzünden çoğunlukla kupaj olarak kullanılır. Katıldığı şaraba kırmızı meyve topraksı nüanslar katar. Ayrıca Avustralya’da güçlendirilmiş şarapların üretiminde de kullanılır. Toplam dikim alanı: ~190.000 dönüm kadardır.

Syrah üzümü de özellikle Fransa nın Rhone vadisinde çok iyi örneklerinin olduğu asil üzümlerden biri. Bu ikilden üretilen Alkaia için söyleyeceklerime gelince; kadehte kiremit röflelerin inceden belirdiği yakut rengi ve hala canlı bir görünümü yazarak başlayayım. Yaklaşık altı seneyi şişede geçirdiği için haliyle biraz mahcup bir burun beklenen bir şey. Üşenmeyip karafa alıyorum. İlk burundaki sessizlik yerini kırmızı meyve, tütün, bal, fıçıdan gelen karanfil ve kahveyle oluşmuş bir cıvıltıya yerini bırakınca keyfim artıyor.

Damakta alkolün yüksekliğini hissettirmeyen ipeksi, asiditesi hala yerinde ve canlı, baharatların ön planda olduğu reçelimsi kırmızı meyvelerin de hissedildiği geniş bir yelpaze hissediliyor. Bir yudum daha içme isteği uyandırdığı için bu yönüyle de bir avantajı var.

Dengeli, içimi keyifli, orta üst bitişli bu şarabı karafa alıp bir saat civarında havalandırmanızı öneririm. Bukeleri sağlama almak için biraz sabır nedir ki ?

Fiyat kalite oranında gerçekten değerli bir örnek. Izgara etler soslu ve baharatlı da olsa bu şarap her şekilde güzel bir eşlikçi olacağını fısıldıyor. Firmanın ülkemizin ürün yelpazesine kazandırdığı bu kupaj ayrıca Mourvedre üzümünü tanımak için de bir fırsat.  


Sitede paylaştığım pek yazı yaşadığımız zaman diliminde tarım ve sağlayabileceği katma değer ile yaratacağı istihdam üzerinedir. Dünya her geçen gün daha kalabalık ve daha fazla ihtiyaç duyar bir duruma geliyor. Üretilen her ne varsa yetmez oldu. Ülkemiz sınırları içinde yaratacağımız katma değer hem dışa bağımlılığımızı azaltacak hem de işsiz sayımızı. Her ne kadar şarap üretimi ve getirilerine sırtımızı dönüp görmezden gelmeye çalışsak da artık mızrak çuvala sığmıyor. Biz kıymetini bilmesek de artık yabancılar ülkemize ait değerlerin daha çok farkındalar. Ülkemizde bir avuç bağ ve şarap gönüllüsü bu uğurda gecesini gündüzüne katarak çalışmaya devam edip gelecek kuşaklarımıza bir hazine bırakmanın yollarını aramaya devam ediyorlar. Aşağıdaki yazı Mehmet Yalçın ın bir derlemesi. Yaşadığımız cennette bize nasip olmuş hazineler hakkında müthiş bir yazı. Yazıda ismi geçen toprak sevdalılarına teşekkürü bir borç bilirim.

Kayıp üzümün peşinde

Bir zamanların “üzüm ambarı” Anadolu’nun unutulmuş üzümleri bir bir şarapçılığımıza kazandırılıyor…

İstanbul Hilton otelinin görkemli salonunda tozlu şişelerdeki şaraplar kadehlere konuldukça, sessizlik daha da derinleşiyordu. Salondaki 40’ı aşkın şarapsever adeta nefeslerini tutarak yıllanmış şarapların renklerini inceliyor, sonra kadehlerde çevire çevire kokluyor, ardından da huşû içinde yudumluyordu. Hele son gelen 1973 şarabı, öncekilerden de etkileyiciydi. Sessizliği kürsüdeki masadan, şarabı üreten Kavaklıdere’nin sahiplerinden Ali Başman bozdu:

“Benim firmada görev yapmadığım, henüz öğrenci olduğum o yıllarda tutulan kara kaplı deftere göre, bu şarap Boğazkere ve Yediveren üzümlerinden yapılmış…”

Neyse ki o kara kaplı defteri tutan önolog da yanımızdaydı. 99 yaşındaki Lütfi Hızel, “Yediveren üzümünü hiç duymadık… Nerede yetişirdi?” sorumuza, “İç Anadolu üzümlerinden Dimrit’in akrabasıydı” cevabını verdi. Ve sözlerini hüzünlü bir tonda tamamladı: “Evlâdım, bizim zamanımızda Anadolu bir üzüm ambarıydı…”

Önemli bir bölümü şaraplık bin civarında üzümün yetiştiği “üzüm ambarı” Anadolu, 20. yüzyılın sonlarına ise üzüm fakiri olarak girmek üzereydi. Bağlarımıza Fransız ve İtalyan kökenli pek çok üzüm dikilirken Narince, Boğazkere, Öküzgözü ve Kalecik Karası gibi birkaç popüler çeşit dışında yerli üzümler ihmale uğramıştı. Cumhuriyet’in ilk yıllarında şaraplık üzümleri geliştirmesi için kurulan Tarım Bakanlığı’na bağlı bağcılık enstitüleri, son yıllarda sofralık üzümlerle ilgileniyordu. Ziraat fakültelerinin deneme bağlarından şarap üretmelerine de son verilmişti. O kadar ki, dünyaya Türkiye’den yayılan enfes kokulu Misket üzümünün bağları bile azalıyordu.

Neyse ki, bu kötü gidiş son zamanlarda tersine çevrilmeye başlandı. Müjdeyi vermek görevi de bize düştü…

İngiltere’den ödül alan keşifler

Kaybolmakta olan Kalecik Karası’nın 1990’larda son asmalarından çoğaltılarak hayata döndürülmesinden bu yana, yine Ankara’dan Hasandede, Karadeniz’den Merzifon Karası, Ege’den Urla Karası, Akdeniz’den de Acıkara şarapçılığımıza kazandırılmıştı. Normalde sıradan sofra şaraplarında kullanılan Trakya’nın Kınalı Yapıncak ve Karasakız üzümleri de pilot projelerle iddialı şaraplara girebilmişti. Kırklareli’nin Papaskarası da canlanan üzümlerimiz arasındaydı.

Son günlerde ise bunlara yenileri eklendi. Hem de uluslararası ödüllü bir projeyle… İngiltere’nin saygın şarap tüccarlarından, 47 yaşında ölen Geoffrey Roberts’ın anısına İngiltere’de konulan uluslararası ödülü kazanan proje, şarap tutkunu mimar Umay Çeviker’in önderliğinde hayat buldu. Çeviker, Mersin’in Mut ilçesine bağlı Çömelek köyünün 1.150 metre rakımlı bağlarında Gök üzümü ve Patkara’yı, Çorum’un Sungurlu ilçesinin Ayağıbüyük köyünün 1.024 metre rakımlı bağlarında da Sungurlu üzümünü keşfetti. Bu üzümlerle ilgili deneme ve analizler yapıldı, kaliteli şaraplara hayat verebilecekleri ortaya çıktı. Urla’daki Urla Şarapçılık da modern tesislerinde bu üzümleri 2017’de işleyerek “Discover” diye bir seri altında şişeledi.

Şaraplar henüz öyle “dünyayı sallayacak” ilginçlik ve kalitede değillerdi ama yıllar içinde deneye-yanıla, yeni bağcılık teknikleri de uygulanarak ülkenin popüler şaraplık üzümleri arasına girebilirlerdi. Çok az sayıda, deneme niteliğinde yapılan bu üretimler piyasa dışı tutuldu, yolu Urla’ya düşenler için bir miktar ayrıldı. Güzel olan, her bir şişenin arkasında köyüne kadar kökenlerinin yazılması ve bağcılarının isimleriyle kendilerine teşekkür edilmesiydi.

Dağ yamaçlarında “üzüm avı”

Ege’nin bir ucundaki Urla’da bir yandan bu üzümler yeni çeşniler yaratır, yörenin bir başka üzümü “Gaydura” (ya da Gadura) da denemelere konu olurken, Akdeniz’in yüksek yaylalarında da üzüm avı devam ediyor… Bir dağın tepesinde yaşlı bir çobandan dinlediği Acıkara üzümünün son asmalarından birini, bir ağaca tırmanmış halde bulup çoğaltan ve şarap dünyasına kazandıran Likya Şarapları yeni üzümler buldu. Firmanın kurucusu Burak Özkan, coşku içinde yeni bir üzüm daha keşfedip şaraba işlediğini, adını da “Yenikara” koyacağının söylüyor. “Arkeo serisi adı altında, dünya şarapçılığına tekrar hayata döndürdüğümüz üzümlerle yapılan bir seri çıkaracağız. Ar-ge çalışması yürüttüğümüz üzümlerden bir yenisine de adını yeni koyduk, buna da ‘Likya Karası’ diyeceğiz. Kim bilir, belki bir gün Evliya Çelebi’nin 400 yıl önce ‘Elmalı’nın 7 elvan üzümü meşhurdur’ dediği 7 üzümü canlandırmış olacağız”  diyor.

Tarımda “yerli ve millî” olmanın önemini soğan ve patates fiyatlarının yarattığı şokla anlamaya başlayan ülkemizde, Fransızların “Bunlar sizin ulusal hazinelerinizdir” dediği yerel üzümlerimizin de değeri nihayet anlaşılıyor. Ama uzun yıllar çalışma ve ciddî bütçe ayırma gerektiren tüm bu çabaların eti-budu belli şarap üreticilerince sırtlanılması, Tarım Bakanlığı’nın ve üniversitelerin işin içinde olmaması da bunun sevincini gölgeliyor doğrusu…

Barel Gun 2016 C. Sauvignon – Syrah kupajı. Alkol % 13.5. Son günlerde tattığım şaraplar gözümün önüne geldiğinde lezzet ve içim keyfinin üst düzeyde fiyat- kalite performansıyla birleşimi gibi bir nihai sonuca varıyorum.

Barel Bağları ve Şaraphanesi, Tekirdağ Karaevli Köyü – Eski Bağlar Mevkii’nde, geçmişte Trakya’nın leziz şaraplarının gemilerle dört bir yana dağıldığı bir lokasyonda, bu tarihi geleneğin bayrağını devralmış. Barel Gun üreticinin Karaevlide bulunan Gün bağlarından ürettiği üzümlerle yapılmış.

Bir saat kadar karafta beklettikten sonra tadıma devam ediyorum. Rengi koyu bordo kenarlarda mor röfleli son derece berrak. Burun kapalı da olsa aldığım ilk yudum dilimin ucunda denir ya söyletiveriyor gerçekten dengeli ve sevimli bir kırmızı. İki güçlü kırmızı üzüm cinsinden adeta tek bir üzüm oluşturacak kadar özenle işlenmiş, son derece zarif ve dengeli bir kırmızı olmuş.  

Siyah erik, kiraz az miktarda tütün karışımının bir araya gelmesiyle güzel bir harman oluşmuş. Asiditesi canlı ve içimi de son derece ferah. Alkol asit ve tanenle güzel dengelenmiş. Damakta reçelleşmemiş hantal olmayan fıçıdan gelen hafif vanilya ve karanfilin de hissedildiği kırmızı meyve cümbüşü son derece etkileyici. Orta üst bitişi, canlı asditesi, orta derece gövdesi akılda kalan yanları oldu.

Özellikle but,k üreticilerimizin fiyat kalite başarılarını yakalamaya çalışıyorum. Barel in bu şarabı akılda bu yönüyle de kalmalı. Fırın yemekleri, tandır ve ızgara çeşitleriyle mükemmel arkadaşlığı olacağından kuşkum yok. Konuklarınızı güzel damakta kalan güzel hatıralarla uğurlamak için keyifli bir yol arkadaşı arayanlara iç rahatlığıyla öneriyorum. Üreticiye teşekkür edilmesi gereken bu başarılı şarabı bir kenara not etmekte yarar var.

Kayra BBQ 2016 C.Sauvignon, Shiraz, Zinfandel üzümlerinden oluşan % 13,5 alkollu kupajı.

Kayra firmasının barbeküler için çağrışımı şişe etiketine de yansıttığı harika bir kupajı. Firmanın Şarköy’de bulunan bağlarında yetiştirdiği üzümlerden oluşan keyifli bir şarap olmuş. Fransız iki üzüm klonu ile kökü İtalya da olup Amerika da harika sonuçlar veren Zinfandel  birleşiminden gayet şık ve dengeli bir şarabı tüketiciye kazandırmışlar.

Kadehte berrak yakut renginde olan şarap ilk burunda vişne ve eriğin olduğu meyvemsi özellikleriyle dikkat çekiyor. Alkol zaten çok yüksek düzeyde değil burunda da rahatsız edici bir durum oluşturmamış. İpeksi, kolay içimli dengeli ve de zarif sözcüklerinin bir arada oluşunu hak eden bu üründe damakta tütün ve hafif orman meyveleri detayda da vanilya hissediliyor.

Bitimi orta içimi de son derece keyifli ve rahat. Pürüzsüz bir dokusu var ve bir yudum daha alma isteğini uyandırması akılda kalıcı bir özelliği.

Izgara türünde etlere eşlik edebildiği gibi bence keyifli bir sohbet şarabı da olur. Bu keyifli şarabın tavsiye edilebilir oluşunu arttıran en büyük özelliği de ülkemizdeki vahşi şarap vergilendirme sistemine rağmen alınabilir rakamlarda oluşu. Fiyat- kalite dengesinin hakkını veren bu güzel şarap için Kayra firması teşekkürü hak ediyor. Benzer ürünlerin ülkemizde daha da çok çeşitte bulunabilir olması ise ortak dileğimiz.