Category

Genel

Category

Güzel bir 19 Ağustos akşamında Bursa Köşebaşı restaurant ta İlhan Olam ın davetiyle Gordias şaraplarını tadıyoruz. Bağlar Ankara nın Polatlı ilçesinde Kargalı köyü civarında. Kumlu kireçli bir toprak yapısı , 110 metre rakım ve gece gündüz ısı farkının yüksekliği nedeniyle bağcılığa son derece elverişli.

Frigya uygarlığının başkenti Gordion a adını veren Kral Gordias’tan ismini almış. Bölgede Kalecik Karası ve S. Blanc üretimi yapılırken bazı üzümlerini Manisa Turgutlu ve Diyarbakır Çermik ten temin etmekteler. Akşam firmayı temsilen Ahmet Oğan bey konuğumuz oldu. Canan Gerimli bağ bozumunun en yoğun olduğzamanlara doğru ne yazık fırsat bulup katılamadı.

Ahmet bey makine mühendisliği eğitimi almakla beraber yüreğini ve emeğini yıllardır bu sektöre aktaran ve şarapçılık pazarında da geniş bilgisi olan biri olarak akşam pek çok konuda bilgi aktardı.

Gordias şaraplarından yedi çeşit tatma şansı bulduk.

İlk şarabımız Kalecik Karasından yapılmış neredeyse roze şarap yoğunluğunda güçlü bir beyazdı. 2018 yılı üretimi ve % 13 alkol derecesinde. Meyvemsi yapısına eşlik eden mineralite ve asit orta bitişle birleştiğinde tatminkar bir çalışma olduğunu söylemek mümkün. Güçlü ve güzel bir beyazı fiyat kalite de başarıyla oluşturmuşlar.

İkinci şarabımız gene K. Karasından oluşan bir kırmızı. 2015 yılı ve % 13 alkol dereceli. Meyvemsi ve kısa bitişli güzel bir yaz kırmızısı olarak akıllarda kaldı.

Üçüncü şişe bir kupaj. C. Franc ile K. Karasının bir ortaklığı. Fıçı görmeden şişelenmiş bu üründe % 13,5 alkol neredeyse hiç hissedilmiyordu. Orta üst bitişi ve fiyat kalite performansıyla gönülleri çeldi. 2014 senesinin ürünü olmasına rağmen hala kıvamını ve rengini korumakta. Severek tavsiye edilebilir.

Dördüncü şişemiz Syrah  idi. 2016 yılından ve % 13,5 alkol dereceli. Yeni Amerikan meşe fıçılarda 11 ay dinlenmiş sonra şişelenmiş. Üzümler Manisa Turgutlu civarından temin edilerek bağa naklediliyor. Gövdeli, baharatlı, asit alkol ve tanen dengesiyle dikkat çekiciydi. Orta üst bitişi ile pek çok güçlü şaraba eşlik edecek keyfi vermeye aday. Toplam 2800 şişe üretilmiş.

Beşinci sırada bir Merlot vardı. Bu şişemiz de 2016 %13,5 alkollü ve bu da 11 ay fıçı dinlenmeli. Toplam 3600 şişe üretilen bu üründe Merlot un tüm karakteristik özellikleri yakalanmış. Yuvarlak tanenleri ve güzel meyve aromalarıyla sohbete eşlik ederek dahi severek yudumlanabilir.

Altıncı sırada bir blend tattık. C. Sauvignon % 30- Syrah % 30 ve K. Karası % 40 oluşan, 2016 yılı ve % 13,5 alkollü bu şarabın erken içildiğini düşünüyorum.

Son sırada içtiğimiz Ahmet Şevki Oğan imzalı baş yapıt içerisinde %30 C. Franc- % 30 C. Sauvignon ve % 40 Merlot mevcut. 2016 mahsulü, % 13,5 alkollü ve 12 ay Amerikan meşe de dinlenmiş bir şarabın, Bordo kupajı olarak kadehlerimizde bıraktığı denge ve lezzet yoğunluğu büyük beğeni topladı. Fiyat kalite performansında rakibi durumunda görülen şaraplara göre bir adım öndeler. Keyifle içilip tavsiye edilir.

Şarap üretimi konusunda yüzlerce yıllık tecrübeleri olan bu konuda öncü olan ülkelerin dikkat ettiği hususlardan biri de Apelasyon sistemidir. Çok kısaca; hangi üzümün, bulunduğu iklime göre, nasıl bir toprak yapısında ve nasıl bir üretim süreciyle en kaliteli şaraba dönüşeceği ile ilgilenir. Bir nevi kurallar listesidir. 

Üzümün kalitesi ne derece bilinir olursa olsun bağ ne kadar eski olursa olsun usulüne uygun üretilmedikçe kayda değer bir kalite sağlanamıyor. Buradan hareketle bir şarap da bağdan şişeleme işlemine hatta mahzende bekleme süresindeki titizliğe kadar ne kadar dikkat edilirse edilsin eğer uygun koşullarda tadımı yapılmıyorsa gerçek nefasetine ulaşılamıyor demektir. 

Üzümlerin cinsi, şarabın hangi tür bir şarap olduğu büyük önem taşıyor. İçimde dikkat edilecek en önemli detaylardan biri de elbette içim sıcaklığıdır. Bu konuyla ilgili olarak Oğul Türkkan ın 11 /09 /2011 tarihli yazısı alıntı yapılacak kadar akıcı ve anlaşılır. Bir zamanlar gazetelerimizde bu konulara dair yazıların da yazılabildiğini görmek nostaljik değer de taşıyor doğrusu. 

‘’Dünyanın en iyi üretilmiş içeceğini yanlış sundunuz mu onun en iyiliği falan kalmaz. Güzel bir çayı veya kahveyi, birayı, şarabı, yanlış sıcaklıkta, yanlış bardakta verdiniz mi işin tadı kaçar. Mesela yanlış sıcaklık, içecekte algılamanız gerekenleri kamufle edeceği gibi, algılamamanız gerekenleri ön plana çıkarabilir. 

Kırmızı şarap örneği ile başlayalım. Kırmızı şarap oda sıcaklığında içilir prensibi oda sıcaklığının 18-20 derece aralığında olduğu varsayılarak kullanılır. Ülkemizde olduğu gibi 23 derece ve üzeri değil. Hal böyle olunca kırmızı şaraptaki kekremsilik artar, şarap ağzınıza yapışır, ağınızı burar ve çok sevimsiz tadar. Aynı şarabı üç veya dört derece soğutsanız ve 20 derecelere getirseniz, bu sevimsiz algı ortadan kalkar, aynı şarap dengeli ve güzel tadar. Tabi bunu duyup ta işin rezilini çıkartmamak lazım. Kırmızı şarabı beyaz şarap kadar soğutturanız da bu sefer o şaraba lezzet veren birçok aromayı algılanmaz hale getirirsiniz. Hep söylerim; misafire evdeki kötü kırmızı şarabı ikram etmek zorunda kalırsanız, iyice soğutun diye. Aşırı soğutma, eğer şarap bozuksa hataları bile örter. 

En iyi keyfi almak adına kırmızı yıllanmış dolgun şaraplar için 16 ile 18 derece aralığı, genç kırmızıları 12 ile 16 derece aralığı, dolgun beyazları için 8 ile 10 derece aralığı, genç beyazları için ise 6 ile 8 derece aralığı en iyi lezzeti verecektir. Şampanya için ise 8 ile 10 derece doğru soğukluk ve lezzeti sağlayacaktır. Şampanya çivi gibi soğutulursa, narin tat ve kokuların bir bölümü kamufle olacak, özelliğinin önemli bir bölümü algılanamaz hale gelecektir. ,,

Şairin de dediği gibi;

Doğrusunu istersen her şeyim vardı,

Hemen her şeyim ağzına kadar.

Bir sen eksiktin, sen yoktun.

Bursa da böyle bir kent, her şeyi var. Sanayiden tarıma, turizmden hizmet sektörüne ve tarihin derinliklerine kadar her şeyi.

Allah vergisi doğası ve konumu ve sahip olduklarıyla her zaman özel bir yer olan Bursa’nın artık bir de şato tipi şarap üreticisi var.

Şaraptar tadım grubu olarak geçtiğimiz hafta sonunda Bursa’ nın ilk şato tipi üreticisi Yusta Şarap Bağına bir gezi yaptık. Mudanya’ ya giderken Devlet Hastanesi yol ayrımından Yörükali köyüne doğru dönüp yarım saat gibi kısa süreli yolculuk sonrasında Yusta Bağ Evine ulaştık.

Yusta Şarapçılık sahibi Yıldırım Beyazıt USTA ve kızı Aslı USTA tarafından güler yüzle karşılandık. Tesis içinde keyifli bir sohbet eşliğinde üretimden şişelemeye kadar her türlü detayı da öğrenme fırsatı bulduk. Yusta Bağları, doksanlı yıllarda arazi itibarıyla alınmaya başlanmış, içerisinde zeytin ve incir dahil pek çok ürünün de olduğu şekliyle 60 dönümlük bir genişliğe ulaşmış. Bağlar on iki yıllık ve Fransız kırmızı ve beyaz şaraplık üzüm çeşitleri üzerinde de önemle duruluyor. Kırmızılardan C. Sauvignon, Merlot, Syrah, ve Malbec, beyazlardan da S. Blanc ve Chardonnay üzümleri üretiliyor.

Bir ara yerli kırmızılardan Boğazkere ve Öküzgözü ekilmiş olsa da istenen üretim kalitesine ulaşılamayacağı fark edilince, Fransız kırmızılarıyla aşılama yapılarak değişim sağlanmış. Beyaz üzümler için hasat zamanı Ağustos ayının ikinci yarısıyken, kırmızılarda Eylül ayının 15 i ve sonrası uygun bulunmuş. Bağın genel toprak yapısı killi-kireçli olup, güney yamacından esen Poyraz bağların serinlemesini sağlıyor. Sulama yapılmayan bağın mikro kliması gelişim için fazlasıyla yeterli.

Yıldırım Beyazıt Usta ve önolog Jean Luc Colin, her detayda bir araya gelip gereken en üst düzey titizliği gösteriyorlar. Fıçı seçimine kadar bu durum yansıyor, Fransız Radoux ve Seguin Moreau sıfır meşe olarak en çok iki kez kullanılıyor. Üzüm çeşitlerine göre 12 ila 20 ay süreyle meşe fıçılarda bekletilip, sonrasında şişeleme ve şişede dinlendirme uygulanıyor.

Tadımını yaptığımız ürünler 2017 yılının ürünleriydi.

İlk olarak Chardonay üzümünden yapılmış ve 12 ay meşede dinlenmiş % 14,5 alkollu bir 2017 tattık. Asidite ve fenolik zenginliği gerçekten son derece dengeli olduğundan, bu derece bir alkol boğazda yakıcılık oluşturmadan bir yudum daha alma hissini sağlıyor. Oldukça güçlü olan bu beyazın, terruardan gelen yoğun mineral ve meyve ile belli ki üç sene daha zirve yolculuğu devam edecek. Fıçıdan gelen vanilya ve tereyağı zaten bu tarz şarapların parmak izi durumunda. Orta üst düzey bitişi olan bu keyifli beyazı, soslu balık ve tavuklar ile de çok rahat eşleştirip kıymetli konuklarınıza da bir ayrıcalık yaşatma şansınız var.

Tadımını yaptığımız ikinci ürün 2017 bir blend. C. Sauvignon, Merlot, Syrah ve Malbec. Her sepajın yaklaşık aynı oranda temsil edildiği bu dengeli şarabın alkol derecesi % 15. Fıçıda bekleme süresi ise 20 ay. Yoğun bir kırmızı ancak bu gövde asit ile güzel dengelenmiş. Ferahlatıcı ve içim hoşluğuyla akılda kalıyor. Sıfır Fransız meşe de uzun süre kalmasına rağmen meşeye yaslanmadan, sadece meşenin narin dokunuşlarıyla katmanlanmış bir durumda. Tütün, vanilya , kırmızı meyveler ,karamel ve Syrah dan gelen kara biber harmanı belirgin. Henüz erken içildiğini yoğunluğuyla hissedebiliyorsunuz. İmkanı olanların birkaç şişe alıp yıllar içinde tadımını yaparak gelişmelerini takip edebilecekleri güzel bir kırmızı kupaj örneği olmuş.

Üçüncü şarabımız bir Bordo kupajıydı. C. Sauvignon ve Merlot dan yarı yarıya tasarlanmış yimi ay meşe fıçıda dinlenmiş sonrasında de bir yıl kadar şişede yolculuğuna devam edip kadehlerimize gelmiş. Alkol % 15 ve meşeyle son derece barışık bu baş pehlivanın on sene rahat sürecek gelişim yolculuğunun ilk senesini tadıp yorumlama şansı bulduk. İki güçlü ama farklı özellikteki kırmızının hemhal olmuş şeklini merak edip iki farklıdan bir benzeşin zarif halini görmek isteyenlerin alıp tatmasını öneririm. Uzun bitimli bu kırmızının da yolculuğuna tanık olmak isteyenlerin şişelerini alıp uygun koşullarda bekletmelerini isterim doğrusu.

Son olarak ise henüz satışta olmayan Syrah üzümünden yapılmış sepajı Yıldırım Beyin grubumuza jesti olarak tattık. Bu ürün de sıfır meşede 20 aylık bir dinlenme sonrası şişe uykusu ile gelişmiş ve kadehimize gelmişti. Hem meslek hem şarap tadımında büyüğüm olan Yıldırım Beyazıt Usta’ nın direkt söylemese de sanki bir parça daha fazla göz ağrısı olduğunu hissettiğim mükemmel bir terruar syrahı tatma şansı buldum. Cumartesi günleri kapıları herkese açık Yusta Şarap Evi ve bağlarına gidecek olanların, sanırım tadıp unutamayacakları bir ürün.. Bulunduğumuz ilin sınırları içinde oluşu da ayrıca bir şansımız oldu. Syrahı burada yorumlamayıp, fırsat yaratarak Yustaya konuk olanların kendilerinin tatmasını ve ev sahibimizden de bu konuda jestini esirgememesini gönülden diliyorum.

İlimiz sınırları dedim, burası için şans dedim, meslek büyüğüm dedim ve bunları birkaç cümlede harmanlamak istedim; dünyanın her yerinde Göz sağlığı denildiğinde adı saygınlıkla geçen ve davet üzerine de her yerde bu mesleği icra edebilecek zirvede bir insanın, şarap gibi ülkemizin koşullarının da son derece acımasız olduğu bir konu ve yerde ‘’emekleme düzeyinden başlamayı göze alıp, emeğini ve imkanlarını sonuna kadar kullanıp bu bağı ve üretim tesisini şehrimize kazandırması bir fedakarlıktır. Gelişmiş ülke demek, köyünde, kasabasında mutlu insanların yaşadığı ülke demek. Bu tarz üretimle insanlar ülkemizin her yerinde mutlu ve yeterli gelir düzeyinde yaşama şansı bulacaklar. Kimse mecbur kaldığı için yaşadığı yerlerden kopmayacak. Çocuklarımız da iş ve geçim kaygılarından dolayı yurt dışına gitmenin yollarını aramayacak.

Bu güzel hafta sonu için Yıldırım Beye, kızı Aslı Hanıma, tadım güzellikleriyle şaraplara katman ekleyen Pervin Hanıma, üretimin tüm aşamalarında katkısı olan gıda mühendisi Müge Hanıma ve emeği geçen tüm dostlara çok teşekkür ediyorum.

Bence gidip yerinde görmek lazım bu işte kesin bir Y’USTA lık var.

Güzel bir Temmuz akşamında, Bursa Ramada otelinin konukseverliğinde Kırklareli ilinden bir üreticimizi ağırladık. Arcadianın  Lüleburgaz a bağlı Hamitabat köyü yakınlarındaki bağları Istranca dağlarının altında uzanan vadide yerleşik. Toplam 2000 dönümlük arazide armut ve lavanta parselleri de mevcut. Bu aromatik zenginliğin hikmetini de şarapları tadarken gayet güzel anlayabiliyorsunuz.

Arcadia firmasının temsilcisi Sabriye hanımın detaylı anlatımı ve katılımcı dostların yorumlarıyla güzel bir tadım akşamını geride bıraktık. İkisi beyaz biri roze üçü de kırmızı olmak üzere toplam altı Arcadia ürününü tatma şansımız oldu.

İlk sırada 2015 senesinden bir beyaz vardı. S. Blanc- S. Gris üzümlerinin birlikteliğinde canlı sarı yeşil renk harmonisi ve berraklığıyla da dikkati çeken şarap % 14.5 lik alkolüyle dikkat çekti. Bir beyaz için beklenenin üzerindeki alkol aromatik zenginlik ve hala canlılığını sürdüren asidite nedeniyle kesinlikle rahatsız edici değildi. Burunda narenciye ve armut aromaları damakta limon kavun tatlarıyla tam içim olgunluğuna gelmiş. Bir sene daha bu zirve ile yoluna devam edecek gibi duruyor. Fiyat kalitesiyle de akılda tutulmayı hak ediyor.

İkinci sırada yine bir beyaz vardı. S. Gris- Pinot Gris üzümlerinden şampanya üretiminde kullanılan tüm salkım yöntemiyle sıkılıp, üç ay tortusu üzerinde olgunlaştırılmış. Bu şarap da yine % 14.5 alkol derecesinde. 2018 yılının gençliği damağa da aynen yansımış Son derece canlı ve ferahlatıcı bir beyaz olmuş. Fıçı görmemesine rağmen vanilya ve fındık aromalarını da alabildiğiniz bu şarap akılda kalmayı hak ediyor. Bir sene sonra muhtemelen içim olgunluğunun zirvesine ulaşacaktır.

Üçüncü sırada gecenin tek rozesini içtik. % 14.6 alkol dereceli, % 75 Merlot ve % 25 Sangiovese üzümleri kullanılmış. 2017 yılının olgunluğunu hissettiren şarap bakır tonlarını barındıran rengiyle dikkat çekiyor. Çilek, erik, vişne notaları belirgin. Orta bitimi olan ama bence mutlaka iyice serinletilerek tadılması gereken bu güçlü roze, soslu somon yemekleriyle dahi eşleştirilebilecek yoğunluktaydı.

Dördüncü tadım, gecenin de ilk kırmızısı bir Merlot. % 14 alkol dereceli ve asit, ve tanen yoğunluğuyla Kırklareli bölgesinden geldiğini hemen hissettirdi. 2016 yılının ürünü olmasına rağmen bence hala içimi için çok erken. Kadife eldiven demir yumruk benzetmesini hak eden, rengiyle adeta kadehi boyayan bu güçlü şarap mutlaka en az iki sene bekletilip yıllar içinde gelişimi izlenmeli. Varietel olarak işlenmesi riskli üzümlerden olmasına rağmen Arcadia bu ürünüyle bir baş yapıtın temellerini atmış. Fiyat kalite performansı ile de mutlaka tercih ve tavsiye edilmeli.

Beşinci sırada Odrysia blend 2016 vardı. % 50 C. Franc- % 45 Merlot ve % 5 C. Sauvignon üzümlerinden derlenmiş. % 14 alkol derecesi, tanen ve asitle gerçekten mükemmel dengeyi kurmuş. Son derece zengin aroma ve tatlara sahip. Bir yıl yeni ve eski fıçılarda diğnlenip, sonrasında gene şişede dinlendirilip tüketime sunulmuş. Fiyat kalite performansı ile dosta tavsiye edilip güzel soslu baharatlı yemeklerle tadı çıkarılmalı.

Gecenin son tadımında bir as solisti ağırladık. 2013 Blend A, % 80 C. Sauvignon- % 20 Merlot üzümlerinden yapılmış % 15 alkol dereceli bir baş yapıt ortaya çıkmış. İçim olgunluğunun zirvesindeki şarapta çatı son derece yukarıda dengede duruyor. İpeksi yapısı ve uzun bitimiyle .ok özel bir kupajı tatma şansını bulduk. Fiyatının karşılığını fazlasıyla veren bu şarap özel akşamların ve dostların şarabı. Üreticiye bu kalitedeki bir çalışma için teşekkür edilmesi gerek.

Şarabı nadiren içen birisi için taşıdığı anlamla yıllardır içen ve az çok fikri olan biri için taşıdığı anlam farklı olsa da şişe tasarımı ve etiket her zaman önemlidir. Hatta öyle ki bazı firmaları etiket tasarımları nedeniyle sıra sıra raflarda onlarca şarabın arasından fark edilir kılıyor. Etiket konusunda bazı bilgi ve düşünceleri derlerken gözüme Nuri Şimşek in 15 Aralık 2016 tarihinde yayınlanan yazısı çarptı. Gerçekten açıklayıcı ve ilgilenenler için de son derece akıcı ve anlaşılır bir yazı olmuş.

   Yazıda kullanılan görsel  ise şarap tadım ustalarından Mehmet Yalçın ın Güney Afrika şarapları tadımında dikkatini çeken fikir veren ve  ilginç bulduğu bir etiket. Etiket in bir kısmında şarabın olgunlaşma süreci ve ideal tadım yıllarını gösteren  grafik oluşu ayrıca takdire değer. Hatta bizdeki bazı üreticilerin yıllara meydan okuyan şarapları için kullanabilir olduğunu belirtmiş Mehmet Yalçın.

    Nuri Şimşek in yazısından çarpıcı bir bölüm ve ilgilenenler için yazının tamamı için de linki paylaşmak istiyorum.

Şarap seçimi kendi içinde farklı dinamikler barındıran bir iştir. Mesela daha önce hiç karşılaşmadığımız, içmediğiniz bir şarap gördüğümüzü düşünelim. O şaraba dair size ilk aktarımlar etiketinden gelecektir. Şarap nereden geliyor, hangi yıla ait, hangi üzümlerden yapılmış, hangi kontrol sistemlerine tabi tutulmuş gibi şeyleri etiketlerden öğreniyoruz. Kafamızda içmek istediğimiz şeyleri belirlediysek ona göre bir şey bulup alıyoruz. Bazen de rafları tararken bazı şaraplar sahip oldukları özellikler dışında; sadece etiketleriyle de dikkat çekip, tüketiciyi yakalayabiliyorlar. Etiketlerinde mizah, sanat, estetik olan şaraplar kişisel olarak beni mutlu ediyorlar. Evet şarap değerlendirmesinde çok da önemli değil aslında etiketteki resim veya yazı. Müthiş yaratıcı etiketli bir şişeden çok vasat şarap çıkabileceği gibi çok sade bir etiketten müthiş şaraplar da çıkıyor, biliyoruz. Yine de etiketlerin hem görsel hem de pazarlama anlamında oldukça belirleyici olduğuna inanıyorum ben.

https://nurisimsek.com/2016/12/2015/sarap-etiketleri-ve-onemi

Bursa daki Ramada oteli Çekirge şubesinin ev sahipliğinde Güzel bir Nisan akşamında Barel şarapçılığı konuk ettik. Markanın sahibi Barkın bey ve şarap yapımı sorumlusu Cihan bey in anlatımlarında firmanın son rekoltelerinden altı şarabı tadıp yorumlama şansımız oldu. Şaraplara tek tek geçmeden önce belirtmek istediğim başlıca ayrıntı fiyat kalite performansında son derece yüksek oluşu. Zaman zaman ”tüketici dostu,, dostu terimini duymayanımız yoktur. Barel markası bu kavramla gerçekten özdeşleşmiş gibi.

Bağların yaş ortalaması çok eski olmamakla birlikte on dokuz yıllık parselin de mevcut olduğunu ve bir ürünün bu parselden elde edildiğini de belirtmek isterim.

İlk sırada bir pembe şarap Barel roze C. Sauvignon – Syrah vardı. Bu şarapta karışım oranı % 90 C.S. % 10 Syrah olup, syrah renk vermesi amacıyla altı saat kabuğuyla beklerken C. S. sıkım sonrası derhal ayrılmış. Fıçısız örneklerinden biri Barel firmasının. Fıçı görmemiş olup , % 13 alkol oranına sahip şarabın rengi ise çok özel bir fark yaratıyor. Bakır renginin kristalize tonları gerçekten göz alıcı. Bilmeyen birinin yarı tatlı olarak düşünebileceği kadar meyvemsi ve tatlımsı bir damağı olan şarap Amasya elması ve çileğin harmanından oluşmuş gibi. Tam bu günler için yaz sonuna kadar keyifle yudumlanacak çok başarılı bir örnek.

İkinci sırada tadımını yaptığımız ürün bir varietel olup Merlot şarabı kullanılmış. 2017 yılı olan üretimde alkol % 13,5 düzeyinde olup altı ay medium toasted sıfır olmayan meşe fıçıda eskitilmiş. Rengi parlak canlı bir koyu yakut olup asit alkol ve tanen dengesinde başarılıydı. Asit belirgin olup yıllanma potansiyeli açısından da kesinlikle ümit vaat ediyor. Çok klasik bir merlot bekleyenleri şaşırtacak derecede gövdeli bir terruar Merlot’ u ile karşı karşıya kaldık. İçimi şu an için erken görünmekle birlikte deneyimlemekte yarar var. Alınıp beş yıl rahat rahat eskitilip gelişmesine şahit edilecek güzel bir örnek.

Üçüncü tadım şarabı is firmanın Syrah üzümünden yaptığı bir üründü. % 13,5 alkollu olan bu şarap da benzer meşe süre ve çeşidiyle eskitilip şişelenmiş. Rengi gerçekten cazip ve içmek için harika bir damağa ulaştığını ilk yudumdan itibaren hissettiriyor. Belirgin karabiber notası kahve çekirdeğinin acımsılığıyla çok zarif bir harman oluşturmuş. Güzel bir Syrah örneği olarak kesinlikle önerilir.

Dördüncü sırada ise firmanın Gunn etiketiyle şişeleyip Gün olarak söylediği şarabı tattık. İsim bu parselin gün doğumunda ışıkları ilk alan parsel oluşundan geliyor. Bu haliyle aynı zamanda da hikayesi olan bir örnek. 2017 rekoltesi olan ve yarı yarıya oranlanmış C. S. ve Syrah üzümlerinden oluşmuş bu kupaj altı ay meşede saklanıp dinlenmiş sonra şişeye girmiş. Firmanın belki de en bilinen şişesi. İçimi son derece keyifli ve içim olgunluğuna ulaşmış. Damakta zengin ve orta üst bir bitişle tadılmayı hak ediyor.

Beşinci sırada tadımı yapılan şarap firmanın orta üst segmentte ürettiği bir örnek. Lima serisi olarak adlandırılan bu serinin C. Sauvignon varieteli kesinlikle çok güzel bir netice vermiş. % 14 alkol oranı olan asidi ve taneniyle de dengeli bu şarap sekiz ay kadar birinci ve ikinci el meşe fıçılarda dinlenmiş. Meşenin yuvarlaklaştırdığı bir lezzet harmanını sunması anlamında gövdeli, orta üst bitimi ve bir yudum daha alma isteğiyle akılda kalan bir örnekti.

Son sırada ise firmanın baş pehlivan olarak masalara sürdüğü Rezerv 2017 Cabernet Sauvignon % 15 alkol içeren içimi henüz erken gözdeli güçlü zarif bir örnek. On beş ay Fransız meşede dinlendikten sonra şişelenmiş. Yoğun kırmızı meyvelere fıçıdan gelen füme notalar eklenmeye başlamış Önümüzdeki senelerde bukelerin de gelişmesiyle üst segmentte harika bir kazanım olarak akıllarda kalacak. Karafa alıp en az bir saat havalandırdıktan sonra keyifle yudumlanacak bir şarap olmuş.

Tüm ürünler firmanın sabırlı çalışmasının ve Jan Luc Colin in danışmanlığının ortak bir eseri olarak karşımıza çıktı. Bu üretim ve fiyatlama prensibinin devamı halinde piyasada her geçen gün daha fazla akıllarda kalacağına kuşku duymadığım üreticinin Tekirdağ daki bağlarında konaklama ve yemek eşliğinde tadım da mümkün olacak.

Geceye katılıp anlatım ve paylaşımlarıyla adeta masal gibi bir tadım ortamı yaratan İlhan Olam ve Tekirdağ dan bizleri kırmayıp gelen Barkın ve Cihan beylere teşekkür ederiz.

Bursa Köşebaşı restaurantının ev sahipliğinde Vinkara şaraplarının tadımında buluştuk. Şaraptar tadım grubunun ricasını kırmayan kıymetli firma temsilcisi dostlarımız Kemal Şafak ve Serkan Uslu nun anlatımları eşliğinde tadım yaparken Köşebaşı nın gerçekten leziz yemekleri bizlere eşlik etti.

Vinkara şaraplarının firma ismi BAK şarapçılık. Oğuz ve Münevver Gürsel in çocukları olan Bike, Ardıç ve Kağan ın isimlerinden esinlenilmiş, Vinkara ise marka olarak tercih edilmiş. Hikaye 1960 lı yıllara dayanıyor. Oğuz bey in Kalecik te aldığı araziyi yıllar sonra şarap üretimi için; neden olmasın? düşüncesi ile bağ dikmesi ile fitil ateşleniyor. Önceleri Kalecik Karası sonrasında da, Narince ,Öküzgözü, Boğazkere, C. Sauvignon, Merlot, Syrah ile yelpaze genişliyor. Yaşasın ismiyle de son yılların en lezzetli köpüklü şaraplarından birine de imza atılıyor.

Akşamki tadımımızda firmanın beş ürününü değerlendirme şansı bulduk. Gecenin ilki Mahzen serinden bir Narince idi. Narince üzümünden yapılan şarap 2017 yılı olup 14 ay gibi uzun bir süre meşede dinlendirilmişti. Meşenin kesinlikle yormayıp yuvarlaklaştırdığı ve kremamsı bir tat verdiği Narince gayet diri, asiditesi ve alkolu son derece dengeli uzun sayılacak bir bitişe sahip türünün bence en iyi örneklerindendi.

İkinci şarabımız 2016 yılının Kalecik Karası olup meşe görmemiş bir çalışma. Opak yakut renginde alkol asit ve tanen dengesi başarılı dengeli bir çalışma. Bitimi orta olup kırmızı meyveleri hissedebildiğimiz bu şarap somon ile dahi eşleşebilen hafif zarif bir lezzet olarak akıllarda kaldı.

Üçüncü şarabımız ise mahzen serisinden Kalecik Karası 2016 idi. Bu şarap ta gene 14 ay meşede kalmış olup açık yakut renginde ve meyvemsi aromalara sahipti. Tadımda dikkatimizi çeken meşenin bir miktar ön planda kalması oldu. Bu naif üzümün fıçıda sanki daha az bekletilmeye ihtiyacı olduğu düşüncesinde mutabık kaldık.

Dördüncü tadım şarabımız ise bir kupajdı. Öküzgözü ve Boğazkere üzümlerinden oluşan şarabımız tankta bekletildikten sonra şişelenmiş. Diri, asit alkol ve tanen dengesi iyi kurulmuş orta bitişli ve içimi son derece keyif veren bir şarap. Kırmızı meyveleri seçerek fark edebildiğimiz bu güzel şarap akıllarda kaldı. Fşyat kalite performansı olarak da kesinlikle önerilir.

Son şarabımız gecenin de assolisti olan 2014 Boğazkere idi. Bu şarap otuz ay gibi uzun bir süre Fransız meşe fıçıda beklemesine rağmen en küçük bir yorgunluk göstermeyen, çok güzel yuvarlanmış, pürüzsüz orta üst bitimdeydi. Bir yudum daha alma hissini yaşatan parlak yakut rengiyle de herkesin beğenisini kazandı. Siyah kiraz, vanilya, bal, tütün aromalarını gövdesinde toplamış bu baş pehlivan ile her türlü baharatlı soslu kırmızı et yemekleri ve ızgaralar mükemmel uyum sağlar.

Güzel tadım akşamı için dostlarımız Kemal ve Serkan a çok teşekkür ederek benzer Vinkara akşamları için vedalaştık.

Akhisar da üretim yapan şarap üreticisinin kendi bağlarında yetiştirdiği C. Sauvignon- Merlot- Syrah üzümlerinden yaptığı % 13,9 alkollü güzel bir kupaj şarap.

Şişeyi açarken altı yıllık bir şarabı açtığımı unutmadan mantarın hasar görmemesine  mümkün mertebe dikkat ediyorum. Şarap mantarda yürümeye başlamış. Hafif rutubet kokusu gelmekte. Endişe ile şişenin içini kokluyorum TCA konusunda emareler var ancak çok detayda.

Renk kiremit röflelerin çok hakimiyetinde değil. Renk yakut  ve hala berrak. Yılına göre yorgunluk işareti vermiyor. Burun altı yaşa rağmen meyvemsiliğini korumuş. Kırmızı meyvelere eşlik eden karanfil hafif tatlı notalar geliyor. Alkole yaslanmamış hala fenolik dokusunun varlığı güzel. Orta damakta reçelimsi lezzetler tütün ve bal harmanı mevcut. Bitimi orta düzeyde, içimi son derece keyifli kolay bir şarap olmuş. Metro gros marketlerde aynı yıl şişeleri satışta. Merak edip bir hafta sonra bir başka şişeyi mantar kontrolü için açtığımda tablo aynı. Ellerinde Kastro Tireli , 2013 Peri bulunanların artık bekletmeden açıp keyifle yudumlamalarını öneriyorum. Fşyat kalite performansından kesinlikle memnun kalacaklardır.

Şarapla ilgili kavramlar içinde biri var ki herkesin bir yerlerden duyduğu ve neredeyse tüm şaraplar için doğru kabul ettiği bir kavramdır. Eski şarap iyidir!. Yıllanmış şarabın daha iyi şarap olması o kadar doğaldır ki sofra şarapları bile evlerde bu hayalle geleceğe yatırılır, hatta bazen yatırılmaz bir büfenin üzerinde üstelik güneş gören bir pencere kenarında bekler de bekler. Sonra da günü gelip açıldığında yüzlerimizdeki ifade her zaman hayret ve şaşkınlık dolu bakışlar olur.

Öncelikle şarabın yıllanması ne anlama geliyor ona bakalım. Yıllanmak demek şarabın bir miktar okside olması ve buna rağmen daha da lezzetli hale gelmesi; yani meyvemsi özelliğini koruması, tanenlerinin yumuşaması, dengeli ve kompleks bir yapıda olması demektir. Şarap dünyasında sirkeleşmeden uzun yıllar şişede korunan şaraplara yıllanmış şarap denmiyor. Bu anlamda dünyada üretilen şarapların %5’inden fazlası yıllanabilme özelliğine sahip değil.

Hayal Kahvesi ev sahipliğinde artık piyasada bulunmayan ama sağlıklı koşullarda saklandığını düşündüğümüz şaraplardan bir tadım gerçekleştirdik.

Farkli terroir farkli yillar

Cabernet Sauvignon .örnekleri karşılaştırması

Doluca Sarafin 2011

Doluca Kirte 2013

Yedi yaşındaki bordo blend Trakya örnekleri karşılaştırması

Şahsına münhasır 2012

Kalpak şarapçılık Kalpak 2012

Syrah agirlikli syrah – C.S.- Merlot kupajlari 10 yaş üstü  karşılaştırması

Corvus Corpus 2009

LA şarapçılık Consensus 2006

Bazı şaraplarımızın hala son derece canlı, içilebilir ve gelecek birkaç sene içinde de içilebilir olduğunu müşahade etmek gurubumuz için sevindirici oldu. On sekiz senelik bir Sarafin C. Sauvignon un rengini, dokusunu koruyup bukeleriyle içilebiliyor olması, on üç senelik bir Corpus için gelecek beş yıl daha rahatlıkla bu potansiyelini devam ettirir inancını taşıyor olmak, Trakya dan iki harika Bordo kupajını üreticilerimizin hayata geçirmiş olması ülke şarapçılığımız adına hepimizi çok sevindirip gelecek adına ümitlerimizi arttırdı.

Emeği geçen İlhan Olam, Rutkay Kaptan ve tüm Hayal Kahvesi Bursa ekibine çok teşekkür ediyorum.

Kastro Tireli Alkaia 2013 : Syrah ve Mourvedre üzümlerinin bir araya geldiği ender kupaj şaraplarımızdan belki de bu birliktelik anlamında ülkemizin tek örneği. % 14.9 Alkol düzeyi olan bu şarabı anlatmadan önce az bilinen Mourvedre üzümü için de birkaç satır yazmakta yarar var.

Mourvedre, dünya’nın birçok bölgesinde yetişen yaygın bir üzüm türüdür. Şarap endüstrisinde en iyi örnekleri Avustralya’nın güneyi, Fransa Rhone Vadisi, Provence, Bandol, İspanya’nın Alicante, Jumilla, ABD’nin California bölgelerinden gelir.

Yüksek tanenli yapısı yüzünden çoğunlukla kupaj olarak kullanılır. Katıldığı şaraba kırmızı meyve topraksı nüanslar katar. Ayrıca Avustralya’da güçlendirilmiş şarapların üretiminde de kullanılır. Toplam dikim alanı: ~190.000 dönüm kadardır.

Syrah üzümü de özellikle Fransa nın Rhone vadisinde çok iyi örneklerinin olduğu asil üzümlerden biri. Bu ikilden üretilen Alkaia için söyleyeceklerime gelince; kadehte kiremit röflelerin inceden belirdiği yakut rengi ve hala canlı bir görünümü yazarak başlayayım. Yaklaşık altı seneyi şişede geçirdiği için haliyle biraz mahcup bir burun beklenen bir şey. Üşenmeyip karafa alıyorum. İlk burundaki sessizlik yerini kırmızı meyve, tütün, bal, fıçıdan gelen karanfil ve kahveyle oluşmuş bir cıvıltıya yerini bırakınca keyfim artıyor.

Damakta alkolün yüksekliğini hissettirmeyen ipeksi, asiditesi hala yerinde ve canlı, baharatların ön planda olduğu reçelimsi kırmızı meyvelerin de hissedildiği geniş bir yelpaze hissediliyor. Bir yudum daha içme isteği uyandırdığı için bu yönüyle de bir avantajı var.

Dengeli, içimi keyifli, orta üst bitişli bu şarabı karafa alıp bir saat civarında havalandırmanızı öneririm. Bukeleri sağlama almak için biraz sabır nedir ki ?

Fiyat kalite oranında gerçekten değerli bir örnek. Izgara etler soslu ve baharatlı da olsa bu şarap her şekilde güzel bir eşlikçi olacağını fısıldıyor. Firmanın ülkemizin ürün yelpazesine kazandırdığı bu kupaj ayrıca Mourvedre üzümünü tanımak için de bir fırsat.