Archive

Mart 2019

Browsing

Şarapla ilgili kavramlar içinde biri var ki herkesin bir yerlerden duyduğu ve neredeyse tüm şaraplar için doğru kabul ettiği bir kavramdır. Eski şarap iyidir!. Yıllanmış şarabın daha iyi şarap olması o kadar doğaldır ki sofra şarapları bile evlerde bu hayalle geleceğe yatırılır, hatta bazen yatırılmaz bir büfenin üzerinde üstelik güneş gören bir pencere kenarında bekler de bekler. Sonra da günü gelip açıldığında yüzlerimizdeki ifade her zaman hayret ve şaşkınlık dolu bakışlar olur.

Öncelikle şarabın yıllanması ne anlama geliyor ona bakalım. Yıllanmak demek şarabın bir miktar okside olması ve buna rağmen daha da lezzetli hale gelmesi; yani meyvemsi özelliğini koruması, tanenlerinin yumuşaması, dengeli ve kompleks bir yapıda olması demektir. Şarap dünyasında sirkeleşmeden uzun yıllar şişede korunan şaraplara yıllanmış şarap denmiyor. Bu anlamda dünyada üretilen şarapların %5’inden fazlası yıllanabilme özelliğine sahip değil.

Hayal Kahvesi ev sahipliğinde artık piyasada bulunmayan ama sağlıklı koşullarda saklandığını düşündüğümüz şaraplardan bir tadım gerçekleştirdik.

Farkli terroir farkli yillar

Cabernet Sauvignon .örnekleri karşılaştırması

Doluca Sarafin 2011

Doluca Kirte 2013

Yedi yaşındaki bordo blend Trakya örnekleri karşılaştırması

Şahsına münhasır 2012

Kalpak şarapçılık Kalpak 2012

Syrah agirlikli syrah – C.S.- Merlot kupajlari 10 yaş üstü  karşılaştırması

Corvus Corpus 2009

LA şarapçılık Consensus 2006

Bazı şaraplarımızın hala son derece canlı, içilebilir ve gelecek birkaç sene içinde de içilebilir olduğunu müşahade etmek gurubumuz için sevindirici oldu. On sekiz senelik bir Sarafin C. Sauvignon un rengini, dokusunu koruyup bukeleriyle içilebiliyor olması, on üç senelik bir Corpus için gelecek beş yıl daha rahatlıkla bu potansiyelini devam ettirir inancını taşıyor olmak, Trakya dan iki harika Bordo kupajını üreticilerimizin hayata geçirmiş olması ülke şarapçılığımız adına hepimizi çok sevindirip gelecek adına ümitlerimizi arttırdı.

Emeği geçen İlhan Olam, Rutkay Kaptan ve tüm Hayal Kahvesi Bursa ekibine çok teşekkür ediyorum.

Kastro Tireli Alkaia 2013 : Syrah ve Mourvedre üzümlerinin bir araya geldiği ender kupaj şaraplarımızdan belki de bu birliktelik anlamında ülkemizin tek örneği. % 14.9 Alkol düzeyi olan bu şarabı anlatmadan önce az bilinen Mourvedre üzümü için de birkaç satır yazmakta yarar var.

Mourvedre, dünya’nın birçok bölgesinde yetişen yaygın bir üzüm türüdür. Şarap endüstrisinde en iyi örnekleri Avustralya’nın güneyi, Fransa Rhone Vadisi, Provence, Bandol, İspanya’nın Alicante, Jumilla, ABD’nin California bölgelerinden gelir.

Yüksek tanenli yapısı yüzünden çoğunlukla kupaj olarak kullanılır. Katıldığı şaraba kırmızı meyve topraksı nüanslar katar. Ayrıca Avustralya’da güçlendirilmiş şarapların üretiminde de kullanılır. Toplam dikim alanı: ~190.000 dönüm kadardır.

Syrah üzümü de özellikle Fransa nın Rhone vadisinde çok iyi örneklerinin olduğu asil üzümlerden biri. Bu ikilden üretilen Alkaia için söyleyeceklerime gelince; kadehte kiremit röflelerin inceden belirdiği yakut rengi ve hala canlı bir görünümü yazarak başlayayım. Yaklaşık altı seneyi şişede geçirdiği için haliyle biraz mahcup bir burun beklenen bir şey. Üşenmeyip karafa alıyorum. İlk burundaki sessizlik yerini kırmızı meyve, tütün, bal, fıçıdan gelen karanfil ve kahveyle oluşmuş bir cıvıltıya yerini bırakınca keyfim artıyor.

Damakta alkolün yüksekliğini hissettirmeyen ipeksi, asiditesi hala yerinde ve canlı, baharatların ön planda olduğu reçelimsi kırmızı meyvelerin de hissedildiği geniş bir yelpaze hissediliyor. Bir yudum daha içme isteği uyandırdığı için bu yönüyle de bir avantajı var.

Dengeli, içimi keyifli, orta üst bitişli bu şarabı karafa alıp bir saat civarında havalandırmanızı öneririm. Bukeleri sağlama almak için biraz sabır nedir ki ?

Fiyat kalite oranında gerçekten değerli bir örnek. Izgara etler soslu ve baharatlı da olsa bu şarap her şekilde güzel bir eşlikçi olacağını fısıldıyor. Firmanın ülkemizin ürün yelpazesine kazandırdığı bu kupaj ayrıca Mourvedre üzümünü tanımak için de bir fırsat.  


Sitede paylaştığım pek yazı yaşadığımız zaman diliminde tarım ve sağlayabileceği katma değer ile yaratacağı istihdam üzerinedir. Dünya her geçen gün daha kalabalık ve daha fazla ihtiyaç duyar bir duruma geliyor. Üretilen her ne varsa yetmez oldu. Ülkemiz sınırları içinde yaratacağımız katma değer hem dışa bağımlılığımızı azaltacak hem de işsiz sayımızı. Her ne kadar şarap üretimi ve getirilerine sırtımızı dönüp görmezden gelmeye çalışsak da artık mızrak çuvala sığmıyor. Biz kıymetini bilmesek de artık yabancılar ülkemize ait değerlerin daha çok farkındalar. Ülkemizde bir avuç bağ ve şarap gönüllüsü bu uğurda gecesini gündüzüne katarak çalışmaya devam edip gelecek kuşaklarımıza bir hazine bırakmanın yollarını aramaya devam ediyorlar. Aşağıdaki yazı Mehmet Yalçın ın bir derlemesi. Yaşadığımız cennette bize nasip olmuş hazineler hakkında müthiş bir yazı. Yazıda ismi geçen toprak sevdalılarına teşekkürü bir borç bilirim.

Kayıp üzümün peşinde

Bir zamanların “üzüm ambarı” Anadolu’nun unutulmuş üzümleri bir bir şarapçılığımıza kazandırılıyor…

İstanbul Hilton otelinin görkemli salonunda tozlu şişelerdeki şaraplar kadehlere konuldukça, sessizlik daha da derinleşiyordu. Salondaki 40’ı aşkın şarapsever adeta nefeslerini tutarak yıllanmış şarapların renklerini inceliyor, sonra kadehlerde çevire çevire kokluyor, ardından da huşû içinde yudumluyordu. Hele son gelen 1973 şarabı, öncekilerden de etkileyiciydi. Sessizliği kürsüdeki masadan, şarabı üreten Kavaklıdere’nin sahiplerinden Ali Başman bozdu:

“Benim firmada görev yapmadığım, henüz öğrenci olduğum o yıllarda tutulan kara kaplı deftere göre, bu şarap Boğazkere ve Yediveren üzümlerinden yapılmış…”

Neyse ki o kara kaplı defteri tutan önolog da yanımızdaydı. 99 yaşındaki Lütfi Hızel, “Yediveren üzümünü hiç duymadık… Nerede yetişirdi?” sorumuza, “İç Anadolu üzümlerinden Dimrit’in akrabasıydı” cevabını verdi. Ve sözlerini hüzünlü bir tonda tamamladı: “Evlâdım, bizim zamanımızda Anadolu bir üzüm ambarıydı…”

Önemli bir bölümü şaraplık bin civarında üzümün yetiştiği “üzüm ambarı” Anadolu, 20. yüzyılın sonlarına ise üzüm fakiri olarak girmek üzereydi. Bağlarımıza Fransız ve İtalyan kökenli pek çok üzüm dikilirken Narince, Boğazkere, Öküzgözü ve Kalecik Karası gibi birkaç popüler çeşit dışında yerli üzümler ihmale uğramıştı. Cumhuriyet’in ilk yıllarında şaraplık üzümleri geliştirmesi için kurulan Tarım Bakanlığı’na bağlı bağcılık enstitüleri, son yıllarda sofralık üzümlerle ilgileniyordu. Ziraat fakültelerinin deneme bağlarından şarap üretmelerine de son verilmişti. O kadar ki, dünyaya Türkiye’den yayılan enfes kokulu Misket üzümünün bağları bile azalıyordu.

Neyse ki, bu kötü gidiş son zamanlarda tersine çevrilmeye başlandı. Müjdeyi vermek görevi de bize düştü…

İngiltere’den ödül alan keşifler

Kaybolmakta olan Kalecik Karası’nın 1990’larda son asmalarından çoğaltılarak hayata döndürülmesinden bu yana, yine Ankara’dan Hasandede, Karadeniz’den Merzifon Karası, Ege’den Urla Karası, Akdeniz’den de Acıkara şarapçılığımıza kazandırılmıştı. Normalde sıradan sofra şaraplarında kullanılan Trakya’nın Kınalı Yapıncak ve Karasakız üzümleri de pilot projelerle iddialı şaraplara girebilmişti. Kırklareli’nin Papaskarası da canlanan üzümlerimiz arasındaydı.

Son günlerde ise bunlara yenileri eklendi. Hem de uluslararası ödüllü bir projeyle… İngiltere’nin saygın şarap tüccarlarından, 47 yaşında ölen Geoffrey Roberts’ın anısına İngiltere’de konulan uluslararası ödülü kazanan proje, şarap tutkunu mimar Umay Çeviker’in önderliğinde hayat buldu. Çeviker, Mersin’in Mut ilçesine bağlı Çömelek köyünün 1.150 metre rakımlı bağlarında Gök üzümü ve Patkara’yı, Çorum’un Sungurlu ilçesinin Ayağıbüyük köyünün 1.024 metre rakımlı bağlarında da Sungurlu üzümünü keşfetti. Bu üzümlerle ilgili deneme ve analizler yapıldı, kaliteli şaraplara hayat verebilecekleri ortaya çıktı. Urla’daki Urla Şarapçılık da modern tesislerinde bu üzümleri 2017’de işleyerek “Discover” diye bir seri altında şişeledi.

Şaraplar henüz öyle “dünyayı sallayacak” ilginçlik ve kalitede değillerdi ama yıllar içinde deneye-yanıla, yeni bağcılık teknikleri de uygulanarak ülkenin popüler şaraplık üzümleri arasına girebilirlerdi. Çok az sayıda, deneme niteliğinde yapılan bu üretimler piyasa dışı tutuldu, yolu Urla’ya düşenler için bir miktar ayrıldı. Güzel olan, her bir şişenin arkasında köyüne kadar kökenlerinin yazılması ve bağcılarının isimleriyle kendilerine teşekkür edilmesiydi.

Dağ yamaçlarında “üzüm avı”

Ege’nin bir ucundaki Urla’da bir yandan bu üzümler yeni çeşniler yaratır, yörenin bir başka üzümü “Gaydura” (ya da Gadura) da denemelere konu olurken, Akdeniz’in yüksek yaylalarında da üzüm avı devam ediyor… Bir dağın tepesinde yaşlı bir çobandan dinlediği Acıkara üzümünün son asmalarından birini, bir ağaca tırmanmış halde bulup çoğaltan ve şarap dünyasına kazandıran Likya Şarapları yeni üzümler buldu. Firmanın kurucusu Burak Özkan, coşku içinde yeni bir üzüm daha keşfedip şaraba işlediğini, adını da “Yenikara” koyacağının söylüyor. “Arkeo serisi adı altında, dünya şarapçılığına tekrar hayata döndürdüğümüz üzümlerle yapılan bir seri çıkaracağız. Ar-ge çalışması yürüttüğümüz üzümlerden bir yenisine de adını yeni koyduk, buna da ‘Likya Karası’ diyeceğiz. Kim bilir, belki bir gün Evliya Çelebi’nin 400 yıl önce ‘Elmalı’nın 7 elvan üzümü meşhurdur’ dediği 7 üzümü canlandırmış olacağız”  diyor.

Tarımda “yerli ve millî” olmanın önemini soğan ve patates fiyatlarının yarattığı şokla anlamaya başlayan ülkemizde, Fransızların “Bunlar sizin ulusal hazinelerinizdir” dediği yerel üzümlerimizin de değeri nihayet anlaşılıyor. Ama uzun yıllar çalışma ve ciddî bütçe ayırma gerektiren tüm bu çabaların eti-budu belli şarap üreticilerince sırtlanılması, Tarım Bakanlığı’nın ve üniversitelerin işin içinde olmaması da bunun sevincini gölgeliyor doğrusu…